Deneme: Seyahat
13 Haziran 2008 yazar CihanCakar, Deneme altında. 4 Yorum
-öykü atölyesi kelime oyunları “zor”-zor kelimesinin zihnimde canlandırdığı bir yolculuk-
Havaydım önce, dünyanın etrafında döndüm yedi tur. Bulut oldum derken , yağmur oldum. Toprağa değdim toprak oldum. Yerin yedi kat altına indim. Dinlendim biraz güçlendim. Toprağı yardım sonra kilometrelerce. Koca koca kayalar çıktı karşıma, parçaladım hepsini birer birer. Koca kaya parçalanır mı deme ben demediğim için parçalayabildim. Ve yeryüzüne vardım masmavi gökyüzünü gördüm. Rengine hayran kaldım ben de mavi oldum; nehir oldum. Derken düştük yollara. Yol uzundu, bitmez gibiydi. Bitmez diyenler oldu elbet. Ama durmadım yürüdüm. Çünkü biliyordum; yol ne kadar uzun olursa olsun her adımda bir adım daha kısadır yol. Ovalar geçti, bağlar; tarlalar geçti, köyler. Selam aldım köylülerden; su verdim karşılığında serinlesinler diye yaz sıcağında. Kimi zaman kayboldum karanlık ormanlarda ama buldum yolumu. Yüreğim bir pusulaydı yanımda. Derken sıra sıra dağlar çıktı karşıma; başı bulutlara karışan dağlar. Aşılmaz gibiydiler; aştım hepsini tek tek. Yılmadım, yorulmadım, durmadım, yürüdüm. Aştım hepsini tek tek. Aşamadıklarım çıktı; eee ne de olsa dağ bu kolay değil, geçit vermem diyip de dikildimi karşına geçilmez. Belki vazgeçtim bir an, belki dönmek düştü aklıma, bir an belki. Ama derken sen geldin aklıma, kovdun bu düşünceleri yerleştin zihnime, güç verdi bana fikrin. Ve deldim geçit vermeyen dağları Kerem misali. Ve sana geldim. Sana geldim okyanusum. Sakinim şimdi, huzurlu. Ölüm gibi bir huzur; sonsuz. Havaydım, su oldum, toprağı deldim, dağları aştım. Onca yoldan geldim.onca yoldan geldim nihayet sana karışmak için.kabul et beni, kabul et kendine. Kabul et ki karışalım birbirimize, bir olalım; hayat olalım, ölüm olalım…
A.Cihan Çakar
13 Haziran 2008
Öykü: Sığıntı
12 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum
Ufuk, salondaki geniş koltuğun kenarına büzülmüş, kız kardeşine ne diyeceğini bilmeden bakıyordu. Sessizliği Meltem bozdu.
- Çay ister misin?
- Hayır, teşekkür ederim.
Meltem, babasının odasını işaret ederek,
- Kendindeyken seni çok görmek istemişti. Bilirsin, seni sever.
- …
- Kaç yıl oldu?
- On beş, belki daha fazla.
- Bunca zaman neden hiç aramadın?
- Burada hiçbir şey değişmez ki, nesini arayıp sorayım?
Meltem duraksadı. Önündeki sehpada duran kül tablasını alıp, tüm gücüyle Ufuk’a fırlattı. Cam tabla, Ufuk’un arkasındaki duvara çarparak parçalandı.
- İki kıytırık ülke gezdin diye bizden üstünsün değil mi? Niye geldin o zaman buraya? Bunca yıl sürttüğün ülkelere defolup gitsene.
- Benden ne istiyorsun, Meltem?
- Ne isteyeyim ki senden, neyin kaldı ki?
Meltem’in eli fark etmeden, sağ gözünün altındaki yaraya gitti. Ufuk, bunu fark etmişti.
- Hâlâ nefret ediyorsun benden. Sığıntı olmam hoşuna gidiyor.
Meltem, yanıt vermedi. Mutfağa dönüyordu ki, birden Aynur’la göz göze geldi. Aynur, Meltem’in nişanlısı Birol’un küçük kardeşiydi. Şişman ve suratsız Meltem’in tersine kısa boylu, sıska ve neşeliydi. Tartışmayı duymuş, sesini çıkaramadan merdivenlerden seyretmişti. Meltem, zoraki gülümsedi.
- Gel Aynur. Ben şimdi kahvaltıyı hazırlarım.
Meltem salondan çıkıp, mutfağa girdi. Aynur sessizce koltuğa oturdu. İki kişi bir süre birbirlerine sessizce baktılar. Bir süre sonra Aynur, sehpanın üstündeki kitabı görüp aldı.
- Bu kitap senin mi?
Ufuk irkildi; kitaplarının başkaları tarafından ellenmesine alışkın değildi.
- Evet, niye ki?
- “Bulantı”, ne acayip isim, sıkıcı bir kitap olmalı.
- Galiba öyle. Evet, kesinlikle sıkıcı.
Aynur, “Sartre” ismini birkaç kez telaffuz etmeye çalıştı, beceremedi.
- Fransız değil mi bu? Fransızların filmleri de böyle zaten. Niye okuyorsun ki öyleyse?
- Ben de sıkıcı bir adamım, ondan.
Aynur, Ufuk’a yarı şaşkın baktı. Ufuk’un gülümsediğini görünce o da gülümsedi. Daha fazla konuşmadılar. Ufuk ayağa kalktı; balkona çıktı. İlçe merkezinin dışında, ahşap bir yalıda oturuyorlardı. Deniz, balkonun hemen altındaydı. Hava güneşliydi. “O günkü gibi.” diye düşündü, Ufuk. Elli metre kadar önünden yavaşça geçen küçük yelkenli gemiye baktı. Annesinin ölümüne neden olan gemi de bir yelkenliymiş, öyle söylemişlerdi. O lanetli günü hatırladı. Sabahtı, balkondan kayalıkların üstünden atlamak üzere olan annesini hayranlıkla seyrediyordu. On dört yaşındaydı. Genç kadın her sabah erken kalkar, balkonun karşısındaki kayalıklardan denize girerdi. Babası, şu içerideki yaşlı, yatalak Faruk Bey, bir adım arkasında eli Ufuk’un omzundaydı. Önlerinden yine bir yelkenli gemi geçiyordu, bugünkü gibi. Annesi denize atladı, ve bir daha suyun yüzüne çıkmadı. Yelkenlide kan lekesi bulmuşlar. Üç gün sonra buldular cesedini kadının. Cenaze günü babasından ne çok nefret etmişti. Her gününün bir diğeriyle aynı aynı olmasını isteyen, sakin bir adamdı o. Annesini ve onu bu küçük kasabaya hapsetmişti. Aynı öfkeyi o zaman beş yaşında olan kız kardeşi için de hissetmişti. Küçük kız evde ne olduğunu anlayamıyordu. Dışarıda taşların üzerinde oturan ağabeyinden, ona yoldan geçen baloncudan balon almasını istemişti. Ufuk, Meltem’in üzerine saldırmış, büyükler fark edip onları ayırana kadar Meltem’in gözünün altı taşla yaralanmıştı. Ufuk, üç yıl sonra üniversite için kasabadan ayrıldı. Bir yıl kadar sonra da üniversiteyi yarım bırakıp, yabancı bir gemiye tayfa olarak girdi. Aklındaki tek şey, hiçbir yere hapsolmamaktı. Ufuk, balkon korkuluklarının üzerine çıktı. Ağlıyordu ve yapacağı şeyden korkuyordu. Ama hayatı boyunca bu kasabada kardeşinin yanında sığıntı olarak yaşayamazdı.
- Geliyorum anne, diye fısıldadı.
O sırada arkasından hıçkırıkla ağlama sesi duydu. Arkasına baktı, Aynur balkona çıkmıştı.
- Atlayacaksın, değil mi? dedi ağlayarak.
Ufuk denize baktı. Annesinin atladığı kayalıklara döndü. Annesi, Aynur’a ne kadar benziyordu. O da hep neşeli olurdu, özellikle denize girerken. Kendisinin asla mutlu olamayacağını biliyordu ama Aynur olabilirdi. Bunu ondan esirgeyemezdi. Korkuluklardan aşağı inip, Aynur’a döndü.
- Hayır, atlamayacağım.
Çocukluğundan bu yana tek amacı babası gibi olmamaktı. Başaramamıştı. Aynur’a gülümsedi.
- Hadi gel, birlikte kahvaltıyı yapalım.
Ceyhun Çakar
21 Nisan 2008