Öykü: Çömlek Perileri (Bölüm 2)
1 Temmuz 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum
Safiye, başını önüne eğdi. Ayten çantasından bir şişe çıkarıp Safiye’ye uzattı.
“Fare zehiri kokar; hem kanıt da bırakır. Bunu kullan.”
Ayten’in şişeyi uzattığı eli Safiye’nin omzuna değdi. Ayten birkaç dakika duraksadı. Eli istemsizce genç kadının göğsüne indi. Safiye şişeyi alıp kendini parmaklıklardan geriye attı.
Daha fazla konuşmadılar. Ayten arkasını döndü ve yürümeye başladı. Safiye altı ay önce evden kaçtığında annesi Süheyla Hanım yoluyla çocukluğundan beri tanıdığı Hakkı Bey’e sığınmış; Hakkı Bey önce Safiye’yi bağrına basmasına rağmen Osman eve dadanınca kızı Ayten’in yalvarmalarına aldırmayıp Safiye’yi nazikçe kovmuştu. Ayten doktordu. Yaşı yirmi dokuz olmasına rağmen daha evlenmemiş; kendini işine adamıştı. Safiye’yle aynı odada kaldığı iki ay boyunca iki kadın bir birleriyle başkalarıyla konuşamadıkları şeyleri konuşmuşlar; Safiye evden kovulduğunda Ayten’in dünyası yıkılmıştı.
Safiye, Ayten gittikten sonra bir süre pencereden ayrılmadı. Parmaklıkların arkasından yüz metre ötede salıncakta sallanan on yaşlarında sarışın bir kız gördü. Elindeki şişeyle birlikte akşam yemeğini hazırlamak için mutfağa girdi.
Osman eve geldiğinde zir zurna sarhoştu. Saat gece üçü geçmişti. Zorlukla kapıyı açtı. Masada yemeğinin hazırdı. Bu kadın adam olacaktı. Yemekten sonra zorlukla ayağa kalkıp yatak odasına girdi. Yatağa girdi. Kendini kötü hissediyordu. Bu sırada gözü kırık aynanın üstündeki resme takıldı. Haydar Usta ortada ve daha gençti. Karısının zoruyla olacak resimdeki çırak ve kalfaların aksine takım elbise giymişti. İstanbul’dan kız almıştı ya kendini İstanbul Beyefendisi sanıyordu. Resmin sağındaki küçük oğlan çocuğuna; kendi çocukluğuna; baktı. Fotoğraf makinesine gülüyordu. Tabii ya Safiye ile annesi Süheyla Hanım makinenin başında fotoğrafçının başını şişiriyorlardı. Osman Safiye’ye gülümsüyor olmasına şaşırdı. Demek bir anlığına da olsa Safiye’yi sevmişti. Oysa fotoğrafın çekildiği o gün Haydar Usta’dan ve onun İstanbul özentisi ailesinden en çok nefret ettiği gündü.
…
Osman bozulmuş çamuru telaş ve korkuyla bitirmeye çalışırken Haydar Usta içeri girdi. Çocuğun yanına gelip işe yaramaz haldeki çamura baktı.
“Sana hiçbir işte güvenemeyecek miyim?”
Osman’a tüm gücüyle bir tokat attı. Tezgahtan yere düşen Osman ağlamaya başladı.
“Ne ağlıyorsun ulan.”
Haydar Usta ilkinden daha sert bir tokat daha attı.
“Yukarıda resim çektiriyoruz. Süheyla bütün kalfa ve çırakların resimde olmasını istiyor. Üstünü başını düzelt. Yukarıda tek gözyaşı istemiyorum.”
Osman, Haydar Usta’dan daha çok Safiye’den nefret ediyordu. Haydar Usta o kadar kılıbıktı ki evde karısının sözünden çıkmaz ve bu yüzden hıncını çıraklardan en çok da en küçükleri olan Osman’dan çıkarırdı. Safiye ise annesinin dizi dibinde çömleklerin içinde peri arıyordu.
Osman, fotoğraf çekmek için hazırlanırken öcünü bu kızdan almak için yemin etti. Safiye’nin elinden perilerini alacaktı. Yıllar sonra Haydar Usta karısından iki yıl sonra ölmek üzereyken; Osman kendisine yaptıklarının acısını kızından çıkaracağını söylüyor ve bu ona keyif veriyordu.
Osman yatakta titremeye başladı. Safiye uyanıktı. Bunun doğal olmadığını Safiye’nin bir şeyler çevirdiğini anlamış, kadının üzerine saldırmak istiyordu ama öylesine titriyordu ki bunu yapamıyordu. Safiye ayağa kalktı. İçeri gidip rakı şişesini getirdi. Osman yolun sonuna geldiğini anlamıştı. Resimde Safiye’ye gülümseyen küçük çocuğa daldı gözleri. Başka türlü olabilir miydi? Yatağın yanına gelen Safiye, Osman’ın ağzını açtı.
“Perilerimi geri istiyorum.” dedi.
Rakıyı Osman’ın ağzından içeri boşalttı.
Cenazeden birkaç gün sonra Safiye kapısının çalındığını duyunca şaşırdı. Kapıyı açtı. Ayten gülümseyerek Safiye’ye bakıyordu.
“Beni içeri almayacak mısın?”
Safiye durakladı. Birkaç saniye sonra Ayten’e elini uzattı. İçeri girip kapıyı kapadılar.
Ceyhun Çakar
28 Haziran 2007
Düşünceler: Fantastik Öykü Yaşamdan Kaçış mıdır?
30 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Düşünceler altında. Yorum Yok
Öykülerimde fantastik öğeler kullanmayı seviyorum. Gerçekte var olmayan yeni dünyaların bizi içinde bulunduğumuz dünyadan kurtardığı, ve fantastik öykü türünün geniş kitleler tarafından sevilmesinde okuyucusunun bu dünyaya ait dertlerinden kaçmak isteği kesinlikle önemli bir yer tutuyor. Bu durum çok ağırlaşırsa, bireyi gerçeklerden koparması ciddi sorunlara yol açabiliyor. Peki öykü de fantastik öğe kullanımını öykücü başka amaçlarla kullanamaz mı? Hatta fantastik öğeler gerçeği anlatmak için benzetmeci gerçekçilikten daha başarılı olabilir mi?
Benim kişisel görüşüm kesinlikle olabilir. Örneğin hepimizin aşkı anlatmak için kullandığımız kalp çizimlerini bir düşünün. Gerçekle bu kadar ilgisiz başka bir şey olabilir mi? Aşk sonuç olarak insan beyninde (düşüncelerinde veya duygularında) ve içgüdüsel olarak insan kanındaki hormonlardadır. Her iki koşulda da insan kalbi ile direk bir bağlantısı yok. Ek olarak bizim yaptığımız çizim, gerçek insan kalbiyle karşılaştırıldığında oldukça gerçek dışı. Oysa biz aşkı edebiyat içinde hormonların molekül çizimleriyle veya kalbi gerçek kalbin birebir resmiyle anlatmaya kalksak, bizim bugün kullandığımız kalbe göre gerçeğin çok daha az bir kısmını anlatabilmiş olmaz mıyız?
Gerçek dünyada, öykü yazarının anlatmak istediği ile konusuyla ilgisi olmayan veriler birbiriyle iç içedir. Benzetmeci gerçekçi bir anlatımda bu ikisini birbirinden ayırmak yazar için çok zor olabilir. Sanatın doğanın taklidi olduğu veya olması gerektiği görüşü bence iyice tartışılmalıdır.
Ceyhun Çakar
Wanted (Aranan) Filmi Hakkında
29 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Seyrettiğim Filmler altında. Yorum Yok
Bugün kardeşimle Wanted filmini seyrettik. Vizyona yeni giren bu film Matriks’in izinden gidiyor, temposu en az Matriks filmi kadar yüksek ve kullanılan efektler arasında büyük benzerlikler var. Holywood’un yeni transferi Timur Bekmamvetov tempoyu yüksek tutmayı ve seyircisine adrenalin salgılatmayı iyi beceriyor. Açıkçası yazar olmaya çalışan birisi olarak öykü yapısı zayıf, seyircisini efektlerle tavlamaya çalışan filmleri çok sevmiyorum. Öykü oldukça sığ ve film bizi çok etkilemese de Wanted hafta sonunu adrenalin dolu bir sinema deneyimi ile geçirmek için çok uygun.
Film: Wanted
Yönetmen: Timur Bekmamvetov
Oyuncular: James McAvoy, Morgan Freeman, Angelina Jolie
Öykü: Tanrıçanın Seçimi (Bölüm 2)
18 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum
“Ne hakla kadın olmaktan bahsediyorsun. Senin ve kardeşlerinin başına gelen onun da başına gelsin diye Rhea ile ben saklamıştık Zeus’u ve taş yutturmuştuk Kronos’a oğlunun yerine. Kronos’un karnında eşit değil miydin Hades ve Poseidon’la? Oysa kadınların iktidara getirdiği Zeus hor gördü kadın hakkını. Hades’e yeraltını verdi, Poseidon’a denizleri. Seni ise yalnız karısı olarak yanına aldı, altına yatasın sözlerini onaylayasın diye. Bu koymadı sana. Sen vermedin mi iktidarı erkek soyuna. Şimdi ise Klytaimnestra’nın kadınlık hakkından bahsediyorsun.”
Hera ayağa kalkıp Gaia’nın gözlerine bakarak yanıt verdi.
“Sen hâlâ Uranos çağında çağımda yaşıyorsun, Gaia. Çok zaman geçti o çağın. Şimdi erkekler yönetiyorlar dünyayı. Bizimse elde edebileceğimiz tek iktidar benimkisi. Onu da bırakmamı mı istiyorsun? O durumda ne kalır elimizde, söyle? Klytaimnestra’da benim yolumu tuttu ve bir erkeğin karısı olmaktan gelen iktidarı seçti. Bir zamanlar senin olduğun gibi kocamıza denk değiliz belki ama bir umudumuz var gerçek kadın iktidarı için. Hakkımı isteseydim alabilecek miydim Zeus’tan. Yoksa tamamen iktidarsızlaşmak mı olacaktı payıma düşen. “
Gaia’nın küçüldü bedeni. Teni ve saçları benzedi insan soyuna. Çıplak bedeni yeni doğurmuş bir anneninki gibi güzeldi. Hera’ya baktı.
“Seni alıyorum ama affetmiyorum Hera. Çok istemiştin Truva’nın düşüşünü. Agamemnon ölecek ve Klytaimnestra’nın olacaktı şehrin zenginliği. Düştü Truva ve Orestes yürüyor kadın ve erkeğin yan yana yaşayıp yan yana öldüğü topraklara. Bağrıma binlerce kadının ölüsü düşüyor. Zeus tahta çıktı çıkalı acım dinmiyor, bırakmıyor o çocuklarıma eziyet etmeyi. Bir insan olarak karışacağım insanların arasına ve bir insan olarak savaşacağım Orestes’e karşı. Böylece kışkırtmam Zeus’u ve diğer tanrıları kendime karşı. Katıl bana, savaş benimle birlikte, Hera. O zaman vermem
Klytaimnestra’yı ve uyur huzur içinde koynumda.”
Hera ayağa kalktı ve öylece durdu kısa bir zaman. Yüzü kaskatı kesilmişti. Ne diyeceğini bilmiyordu.
“Gaia, gelemem seninle, bağıla benimle. Senin kadar özgür olamam. Bunca zaman insanlara tepeden baktım. Tanrısal güçlerimi bırakıp onlar gibi yaşayamam artık.”
Gaia yanıt vermedi. Sırtını döndü ve gitti. Kayboldu sisin içinde. Hera dizlerinin üstüne çöküp Klytaimnestra’nın açıkta kalan cesedine bakarak gün batana kadar ağladı.
…
Orestes, diğer Aka krallarının yanında bir tepenin üzerinden uçsuz bucaksız bir vasiyi seyrediyordu. Yaz sıcağının sararttığı otlar arasında binlerce kadın, erkek ve çocuk cesedi vadiyi kaplamıştı. Muzaffer krallar neşeliydi. Orestes birkaç adamıyla birlikte vadiden aşağı indi ve gözüne çarpan yaralı bir kadının yanına gitti. Kılıcını çekip acı içindeki kadının boğazına soktu. Vadiyi acı bir çığlık kapladı ama kadın ölmemişti. Orestes adamlarını yanına çağırdı.
“Bu kadın, Zeus’un lanetlediği bir tanrıça olmalı. Onu Zeus’un tapınağına götürüp kilitleyin. Tanrıların arsına girmenin sonu kötü olur.”
Yaralı kadın konuşmadı, yalnız tapınağa götürülürken insan kaplı tapınağa acıyla baktı.
…
Hades bıçağını Klytaimnestra’nın çıplak karnına saplayıp göbeğinin altına kadar yardı. Klytaimnestra’nın iç organları dışarı çıkmıştı. Gırtlağını yırtarak attığı çığlık Hera’yı uyandırdı. Klytaimnestra’nın Tartoros’ta çektiği bütün işkenceleri rüyalarında görüyordu. Düş gördüren tanrıça İris’ seslendi yatağımdan.
“Yalvarırım yeter İris, artık buna dayanamam. Zeus’un isteği bu biliyorum. Karısından vazgeçmek istemiyor ama Klytaimnestra’nın başına gelenleri görmemi istiyor, aynı şeyi yapmayayım diye. Yeter İris, öğrendim artık her kadın kocasının kölesi olmalı. Tanrıçaların en büyüğü de dahil buna.”
Zeus duydu karısının sesini ve Hera’nın yanına geldi.
“Daha değil Hera. Bir süre daha bu acıyı çekip buna itaat etmeyi öğrenmelisin. Orestes bir kadın adamış bana işgal ettiği topraklardan. Tapınağa benimle gel, senin yanında almak istiyorum hediyemi.”
İki tanrı Zeus tapınağına geldiklerinde karşılarında tanrıça Gaia’yı görünce şaşırdılar. Gaia Zeus’a aşağılayan gözlerle baktı.
“Utanıyorum üstünde oturduğun tahtı sana verdiğim için lanet olası tanrı. Bu yüzden reddettim tanrıçalığı. Tartaros’a at beni ve çektirebildiğin her acıyı çektir bana ama hatırla bu kehanetimi: İnsan gücü devirecek seni. Ben ki Toprak Ana’yım, bilirsin olur dediklerim.”
Zeus ne diyeceğini bilemedi bir an. Öfkeli gözlerle Gaia’ya baktı.
“Seni Tartaros’a atmayacağım Gaia. Sen Hera gibi değilsin, acılar güçlendirir seni. Ayrıca toprağa bereketini vermelisin yine. Aç insanları yönetmek zordur. Toprağın altına zincirleneceksin ve bereketini vermeye devam edeceksin. Yanında savaştıklarında Tartaros’a götürülmeyecek. Gerçek zincirlerin onlar olacak. Sen itaat ettikçe koynunda uyuyabilecekler.”
Tanrılar Zeus’un istediğini yerine getirdi. Gaia’yı toprağın altına zincirlediler ve toprağın üstünde kölelik devam etti.
Ceyhun Çakar