Rss Feed

Düşünce Kutusu

Öykü,Şiir

Öykü: Tanrıçanın Seçimi (Bölüm 2)

18 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum

“Ne hakla kadın olmaktan bahsediyorsun. Senin ve kardeşlerinin başına gelen onun da başına gelsin diye Rhea ile ben saklamıştık Zeus’u ve taş yutturmuştuk Kronos’a oğlunun yerine. Kronos’un karnında eşit değil miydin Hades ve Poseidon’la? Oysa kadınların iktidara getirdiği Zeus hor gördü kadın hakkını. Hades’e yeraltını verdi, Poseidon’a denizleri. Seni ise yalnız karısı olarak yanına aldı, altına yatasın sözlerini onaylayasın diye. Bu koymadı sana. Sen vermedin mi iktidarı erkek soyuna. Şimdi ise Klytaimnestra’nın kadınlık hakkından bahsediyorsun.”

Hera ayağa kalkıp Gaia’nın gözlerine bakarak yanıt verdi.

“Sen hâlâ Uranos çağında çağımda yaşıyorsun, Gaia. Çok zaman geçti o çağın. Şimdi erkekler yönetiyorlar dünyayı. Bizimse elde edebileceğimiz tek iktidar benimkisi. Onu da bırakmamı mı istiyorsun? O durumda ne kalır elimizde, söyle? Klytaimnestra’da benim yolumu tuttu ve bir erkeğin karısı olmaktan gelen iktidarı seçti. Bir zamanlar senin olduğun gibi kocamıza denk değiliz belki ama bir umudumuz var gerçek kadın iktidarı için. Hakkımı isteseydim alabilecek miydim Zeus’tan. Yoksa tamamen iktidarsızlaşmak mı olacaktı payıma düşen. “
Gaia’nın küçüldü bedeni. Teni ve saçları benzedi insan soyuna. Çıplak bedeni yeni doğurmuş bir anneninki gibi güzeldi. Hera’ya baktı.

“Seni alıyorum ama affetmiyorum Hera. Çok istemiştin Truva’nın düşüşünü. Agamemnon ölecek ve Klytaimnestra’nın olacaktı şehrin zenginliği. Düştü Truva ve Orestes yürüyor kadın ve erkeğin yan yana yaşayıp yan yana öldüğü topraklara. Bağrıma binlerce kadının ölüsü düşüyor. Zeus tahta çıktı çıkalı acım dinmiyor, bırakmıyor o çocuklarıma eziyet etmeyi. Bir insan olarak karışacağım insanların arasına ve bir insan olarak savaşacağım Orestes’e karşı. Böylece kışkırtmam Zeus’u ve diğer tanrıları kendime karşı. Katıl bana, savaş benimle birlikte, Hera. O zaman vermem

Klytaimnestra’yı ve uyur huzur içinde koynumda.”

Hera ayağa kalktı ve öylece durdu kısa bir zaman. Yüzü kaskatı kesilmişti. Ne diyeceğini bilmiyordu.

“Gaia, gelemem seninle, bağıla benimle. Senin kadar özgür olamam. Bunca zaman insanlara tepeden baktım. Tanrısal güçlerimi bırakıp onlar gibi yaşayamam artık.”

Gaia yanıt vermedi. Sırtını döndü ve gitti. Kayboldu sisin içinde. Hera dizlerinin üstüne çöküp Klytaimnestra’nın açıkta kalan cesedine bakarak gün batana kadar ağladı.

Orestes, diğer Aka krallarının yanında bir tepenin üzerinden uçsuz bucaksız bir vasiyi seyrediyordu. Yaz sıcağının sararttığı otlar arasında binlerce kadın, erkek ve çocuk cesedi vadiyi kaplamıştı. Muzaffer krallar neşeliydi. Orestes birkaç adamıyla birlikte vadiden aşağı indi ve gözüne çarpan yaralı bir kadının yanına gitti. Kılıcını çekip acı içindeki kadının boğazına soktu. Vadiyi acı bir çığlık kapladı ama kadın ölmemişti. Orestes adamlarını yanına çağırdı.

“Bu kadın, Zeus’un lanetlediği bir tanrıça olmalı. Onu Zeus’un tapınağına götürüp kilitleyin. Tanrıların arsına girmenin sonu kötü olur.”

Yaralı kadın konuşmadı, yalnız tapınağa götürülürken insan kaplı tapınağa acıyla baktı.

Hades bıçağını Klytaimnestra’nın çıplak karnına saplayıp göbeğinin altına kadar yardı. Klytaimnestra’nın iç organları dışarı çıkmıştı. Gırtlağını yırtarak attığı çığlık Hera’yı uyandırdı. Klytaimnestra’nın Tartoros’ta çektiği bütün işkenceleri rüyalarında görüyordu. Düş gördüren tanrıça İris’ seslendi yatağımdan.

“Yalvarırım yeter İris, artık buna dayanamam. Zeus’un isteği bu biliyorum. Karısından vazgeçmek istemiyor ama Klytaimnestra’nın başına gelenleri görmemi istiyor, aynı şeyi yapmayayım diye. Yeter İris, öğrendim artık her kadın kocasının kölesi olmalı. Tanrıçaların en büyüğü de dahil buna.”

Zeus duydu karısının sesini ve Hera’nın yanına geldi.

“Daha değil Hera. Bir süre daha bu acıyı çekip buna itaat etmeyi öğrenmelisin. Orestes bir kadın adamış bana işgal ettiği topraklardan. Tapınağa benimle gel, senin yanında almak istiyorum hediyemi.”

İki tanrı Zeus tapınağına geldiklerinde karşılarında tanrıça Gaia’yı görünce şaşırdılar. Gaia Zeus’a aşağılayan gözlerle baktı.

“Utanıyorum üstünde oturduğun tahtı sana verdiğim için lanet olası tanrı. Bu yüzden reddettim tanrıçalığı. Tartaros’a at beni ve çektirebildiğin her acıyı çektir bana ama hatırla bu kehanetimi: İnsan gücü devirecek seni. Ben ki Toprak Ana’yım, bilirsin olur dediklerim.”

Zeus ne diyeceğini bilemedi bir an. Öfkeli gözlerle Gaia’ya baktı.

“Seni Tartaros’a atmayacağım Gaia. Sen Hera gibi değilsin, acılar güçlendirir seni. Ayrıca toprağa bereketini vermelisin yine. Aç insanları yönetmek zordur. Toprağın altına zincirleneceksin ve bereketini vermeye devam edeceksin. Yanında savaştıklarında Tartaros’a götürülmeyecek. Gerçek zincirlerin onlar olacak. Sen itaat ettikçe koynunda uyuyabilecekler.”

Tanrılar Zeus’un istediğini yerine getirdi. Gaia’yı toprağın altına zincirlediler ve toprağın üstünde kölelik devam etti.

Ceyhun Çakar

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Öykü: Tanrıçanın Seçimi (Bölüm 1)

18 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum

    Gece geç saatte Aka sarayının arka kapısından saman dolu bir at arabası girdi. Birkaç muhafızın taşıdığı bir kadın ve bir erkek cesedi arabanın arkasına samanların üzerine atıldı. Her ikisi de kılıçla öldürülmüştü ve karınlarının üzerindeki kılıç yarasından samanların üstüne kan sızıyordu. İki cesedin üzeri de samanla örtüldü ve araba cesetleri şehrin dışında bir çukura atmak için yola koyuldu. Kocası, Aka kralı Agamemnon’u öldüren Klytaimnestra’ydı kadın ve onun aşığı Aigistos’du adam. Agamemnon ve Klytaimnestra’nın oğlu Orestes öldürmüştü onları ve elinde kanlı kılıcı, Aigistos’un cansız bedenin bir yana fırlatıp babasının oturmuştu. Arabacı ki cesedi tamamen soyup -elbiselerinin para edeceğini düşünüyordu- cesetleri çukura attı. Çukuru kapatırken tanrılar tanrısı Zeus Olimpos dağından onu seyrediyordu. Mutluydu. Orestes’in kral oluşunun kutlanmasını buyurdu tanrılara ve karısı Hera ile odasına çekildi. Olimpos Dağı sis bulutlarını yarıp göğe yükselirdi. Tanrılar bulutların üstünde insanlara ait çilelerden uzakta mutlu yaşarlardı ve yalnız kudretli Zeus’tan çekinirlerdi. Olimpos Dağının içinden gelen uğultuları duyarlardı. Tartaros’a yeraltına Zeus tarafından atılmış Titan’ların sesiydi bunlar. Bu sesleri duyunca titrerdi Hera. Bu yüzden başı dik açıklayamazdı Zeus’a Klytaimnestra’ya olan sevgisini. Zeus’la yalnız kalır kalmaz kapandı ayaklarına. Zeus ayaklarıyla itti Hera’nın bedenini.
“Uzak dur benden kadın. Bilirim ne isteyeceğini. Agamemnon’a ben vermiştim krallığını. Benim hükmümdü hüküm sürmesi insanlar üzerinde. Klytaimnestra bilmedi bunu, hor gördü buyruğumu ve aldı kocasının canını. Ödeyecek bunun cezasını Tartaros’ta.”
Hera’nın gözünden birkaç damla yaş geldi. Kocasına acıyla baktı.

“Bu kadar çok kin duyman niye, yüce Zeus? Klytaimnestra seninle benden daha mı fazla suçlu? Babamız Kronos’u tahtan devirip sen göndermedin mi Tartaros’a? Kronos’un bize yaptığını mı söyleyeceksin? Klytaimnestra’ya yaptığı da az mıydı Agamemnon’un?”
Hera dilini tutamayıp Zeus’u öfkelendirdiğini anlamıştı ama çok geçti. Zeus’un Zeus’un öfkesi öylesine şiddetliydi ki yıldırımlarını savurdu Hera’nın üzerine. Bir tokatla fırlattı onu ve bağırarak ağzına geleni söyledi.

“Bu haine karşı sevgin neden bu kadar büyük Hera? Sen de mi ihanet edeceksin kocana annem Rhea’nın babama yaptığı gibi? Tahta oturanı hak değil güç belirler, bunu bil. Yenilenlerle güçsüzlerin yeridir Tartaros. Ve ben acımam hükmüme karşı gelene. Bu yüzden yerin dibidir o hainin yeri ve sen de Olimpos’tan in ki yeryüzüne, öğren bana karşı gelmemeyi.”

Tuttu Hera’yı kolundan Zeus ve fırlattı Olimpos’tan aşağı.

Hera, Klytaimnestra’nın cesedinin atıldığı çukurun yanı başında saatlerce baygın yattı. Uyandığında gün yeni ışıyordu ve sisten birkaç adım uzağı görmek olanaksızdı. Üzerinde şatafatlı bir tanrıça kıyafeti yerine çamura bulanmış bir bez parçası vardı, Zeus böyle istemişti. Hera, güneş en yükseğe çıkana kadar ağladı. İşe yaramayacağını bilerek sövdü Zeus’a. Klytaimnestra’nın üstündeki toprağı avuçlayıp yalvardı Toprak Ana Gaia’ya.
“Gaia, yardım et bana. Üç gün sonra Hades Klytaimnestra’nın ruhunu senden almaya gelecek, verme ona. Kadın olmak dışında suçu yoktu. Klytaimnestra, Agamemnon’dan daha az istemedi Truva’yı. Ordunun başına geçse birçok Aka kralından daha iyi yönetirdi adamlarını.”
Hera sözünü tamamlayamamıştı, etrafındaki toprağın hareketlendiğini fark etti. Toprak, Hera’nın altında birikerek yavaş yavaş dev bir kadın şeklini aldı. Toprak-kadın ayağa kalkarak dev dizlerinin üzerinde duran Hera’yı üstünden attı. Topraktan tenini, bitki saçlarını ve saçlarının içindeki rengarenk çiçekleri görüp bu dev tanrıçadan büyülenmemek imkansızdı. Gaia’ydı o. Hera’ya baktı dev tanrıça.

Devamı (2. Sayfa)…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Öykü: Otel Odası (Bölüm 2)

4 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 4 Yorum

Nazlı, lüks bir otel odasında uyandı. Çarşafın üstüne kıvrılmıştı ve üstünde yalnızca iç çamaşırları vardı. Ayağa kalkmaya yeltendi ama başı çatlayacak gibiydi. Göz ucuyla konsolun üstündeki saate baktı. Gecenin üçüydü. Zar zor ayağa kalkabildi. Eteği, gömleği ve ceketi odaya rastgele atılmıştı. Yürümekte zorlanıyordu ama yatağa geri yatsa uyuyamayacağını fark etmişti. anyoya girmee karar verdi. Üstündekileri çıkarıp etrafa fırlattı; ki bunu bu kadar rahat yapabilmesine kendi de şaşırdı. Banyaoya girip kuvetin içine oturdu ayakta duramayacağını anlamıştı. Kendine gelebilmek için yalnız soğuk suyu açtı. Bedenine çarpan soğuk onu biraz olsun kendine getirirken dün gece işten direk otele geldiğini ve bütün gün barda içtiğini yavaş yavaş hatırlamaya başlamıştı.

Sonraki günlerde kendini biraz olsun toparlamış, eski titiz haline dönmüştü. Otelden dışarı yalnızca elbise almak ve bir iki kilometre ötedeki bankadan para çekmek için çıkıyor, yemeğini otelin lokantasında yiyor, bunun dışında zamanının tamamını odasında geçiriyordu. Önceleri Yusuf’la sokakta karşılaşma ihtimalinden korktuğu için dışarıya çıkmadığını düşünüyordu ama birkaç hafta sonra dışarı çıkmayışının gerçek nedenini kendine itiraf etti.

- Dışarıda benim içinbşr hayat yok.

Bu sözler, küçük ama lüks hücresindeki mutlu olmasa da huzurlu hayatının sonnu getirecekti. Öğlene doğru Hikmet’i aradı; işi buraktığını söyledi. Hikmet’in tavrı tam beklediği gibi umursamazlıktı. Oysa, iki yıl önce bu adamın kendini sevdiğini düşünüyordu. Belki de o zmanlar Hikmet onu sevmişti gerçekten; karısını ırakacak kadar olmasa da sevmişti. Buna inanmak birkaç hafta önce kolaydı. Hatta o günlerde Yusuf’un kendini sevdiğine bile inanabilirdi ama şimdi biliyordu. Hikmet’in tek derdi, altına karısı dışında birini almak, Yusuf’unki ise paraydı. Akşama doğru odasına şarap istedi. Şarap dolu kadehiyle sırtını yatağa yaslayarak yere çömeldi. Yarım saat içinde şişeyi bitirmişti. Bir şişe daha istedi. Ondan sonraki birkaç gün akşamları içmeye devam edecekti. Gündüleriyse odasından çıkıp yeni bir hayata başlama planları yapıyordu. Başka bir şehi, belki de başka bir ülkeye gidip orada yenden başlamyı düşünüyor ama bu düşünceden yarım saat sonra o hayatınında aynı, hatta bu kadar parası olmayacağı için daha da kötü olacağına inanıyor, umudunu tamamen kaybediyordu.

Gece geç bir saatte yataktan kalmıştı, o gün. Yine bütün gün uyuduğu için gece uyanmıştı. Ayağa kalkıp banyoda dağınık saçların, çökmüş yüzüne baktı.

- Çıkmalıyım bu odadan, dedi sessizce.

Ağlıyordu. Nereye gideceğini bilemiyordu. Birden yanıt zihninde parladı.

- Yusuf’a.

Doğru ya, o dedektife ne çabuk inanmıştı. Suçlu olsa yakalamazlar mıydı? Şimdi gitse, af dilese, kesin döverdi Yusuf ama haklıydı dövemkte. Hem ne önemi vardı. Sabah eşyalarını topladı, evine gitti. Anahtarlarını denedi, hâlâ açıyordu. İçeri girdi, evi pislik götürüyordu.Temizlemesi birkaç gün alacaktı. Kapı sesini duyan Yusuf yan odadan geldi.

- Yusuf, ben geldim, dedi Nazlı.

Yusuf konuşmadı. Bütün gücüyle Nazlı’ya bir tokat savurdu. Nazlı yere yıkıldı ama mutluydu; dudağından akan kanlara aldırmadan gülümsüyordu.

Bir buçuk ay sonra, Hikmet Nazlı’nın ölüm haberini Yusuf’un vediği gazete ilanından okudu. Çok üzülmedi.

Ceyhun Çakar

14 Nisan 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu