Öykü: Otel Odası (Bölüm 2)
4 Haziran 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 4 Yorum
Nazlı, lüks bir otel odasında uyandı. Çarşafın üstüne kıvrılmıştı ve üstünde yalnızca iç çamaşırları vardı. Ayağa kalkmaya yeltendi ama başı çatlayacak gibiydi. Göz ucuyla konsolun üstündeki saate baktı. Gecenin üçüydü. Zar zor ayağa kalkabildi. Eteği, gömleği ve ceketi odaya rastgele atılmıştı. Yürümekte zorlanıyordu ama yatağa geri yatsa uyuyamayacağını fark etmişti. anyoya girmee karar verdi. Üstündekileri çıkarıp etrafa fırlattı; ki bunu bu kadar rahat yapabilmesine kendi de şaşırdı. Banyaoya girip kuvetin içine oturdu ayakta duramayacağını anlamıştı. Kendine gelebilmek için yalnız soğuk suyu açtı. Bedenine çarpan soğuk onu biraz olsun kendine getirirken dün gece işten direk otele geldiğini ve bütün gün barda içtiğini yavaş yavaş hatırlamaya başlamıştı.
Sonraki günlerde kendini biraz olsun toparlamış, eski titiz haline dönmüştü. Otelden dışarı yalnızca elbise almak ve bir iki kilometre ötedeki bankadan para çekmek için çıkıyor, yemeğini otelin lokantasında yiyor, bunun dışında zamanının tamamını odasında geçiriyordu. Önceleri Yusuf’la sokakta karşılaşma ihtimalinden korktuğu için dışarıya çıkmadığını düşünüyordu ama birkaç hafta sonra dışarı çıkmayışının gerçek nedenini kendine itiraf etti.
- Dışarıda benim içinbşr hayat yok.
Bu sözler, küçük ama lüks hücresindeki mutlu olmasa da huzurlu hayatının sonnu getirecekti. Öğlene doğru Hikmet’i aradı; işi buraktığını söyledi. Hikmet’in tavrı tam beklediği gibi umursamazlıktı. Oysa, iki yıl önce bu adamın kendini sevdiğini düşünüyordu. Belki de o zmanlar Hikmet onu sevmişti gerçekten; karısını ırakacak kadar olmasa da sevmişti. Buna inanmak birkaç hafta önce kolaydı. Hatta o günlerde Yusuf’un kendini sevdiğine bile inanabilirdi ama şimdi biliyordu. Hikmet’in tek derdi, altına karısı dışında birini almak, Yusuf’unki ise paraydı. Akşama doğru odasına şarap istedi. Şarap dolu kadehiyle sırtını yatağa yaslayarak yere çömeldi. Yarım saat içinde şişeyi bitirmişti. Bir şişe daha istedi. Ondan sonraki birkaç gün akşamları içmeye devam edecekti. Gündüleriyse odasından çıkıp yeni bir hayata başlama planları yapıyordu. Başka bir şehi, belki de başka bir ülkeye gidip orada yenden başlamyı düşünüyor ama bu düşünceden yarım saat sonra o hayatınında aynı, hatta bu kadar parası olmayacağı için daha da kötü olacağına inanıyor, umudunu tamamen kaybediyordu.
Gece geç bir saatte yataktan kalmıştı, o gün. Yine bütün gün uyuduğu için gece uyanmıştı. Ayağa kalkıp banyoda dağınık saçların, çökmüş yüzüne baktı.
- Çıkmalıyım bu odadan, dedi sessizce.
Ağlıyordu. Nereye gideceğini bilemiyordu. Birden yanıt zihninde parladı.
- Yusuf’a.
Doğru ya, o dedektife ne çabuk inanmıştı. Suçlu olsa yakalamazlar mıydı? Şimdi gitse, af dilese, kesin döverdi Yusuf ama haklıydı dövemkte. Hem ne önemi vardı. Sabah eşyalarını topladı, evine gitti. Anahtarlarını denedi, hâlâ açıyordu. İçeri girdi, evi pislik götürüyordu.Temizlemesi birkaç gün alacaktı. Kapı sesini duyan Yusuf yan odadan geldi.
- Yusuf, ben geldim, dedi Nazlı.
Yusuf konuşmadı. Bütün gücüyle Nazlı’ya bir tokat savurdu. Nazlı yere yıkıldı ama mutluydu; dudağından akan kanlara aldırmadan gülümsüyordu.
Bir buçuk ay sonra, Hikmet Nazlı’nın ölüm haberini Yusuf’un vediği gazete ilanından okudu. Çok üzülmedi.
Ceyhun Çakar
14 Nisan 2008
Öykü: Otel Odası (Bölüm 1)
25 Mayıs 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 2 Yorum
Güneş ışıkları, perdeleri tamamen açılmış pencereden Nazlı Soydan’ın sekizinci kattaki ofisine doluyor; ünlü bir mimarın sanat eseri gibi döşediği ofisi bir kat daha güzelleştirioyrdu. Oysa, Nazlı bu güzelliğin farkına varamayacak durumdaydı. Sürekli saatine bakıyor ve sekreterini arayıp Hikmet Bey’in gelip gelmediğini soruyordu.
- Niye bu kada telaşlanıyorum ki, diye düşündü. Hikmet hiçbir zaman vaktinde gelmez zaten.
İçi biraz olsun rahatlamıştı. Pencereden İstanbul manzarasına daldı,. O kadar dşünceliydi ve öylesine dalmıştı ki çalan telefon onu koltuğundan zıplattı.
- Nazlı hanım, Hikmet Bey geldiler efendim.
- Tamam, teşekkür ederim, Sevinç.
Ayağa kalktı; boy aynasının karşısına geçip üstünü gerek olmamasına rağmen düzeltti. Geçen ay kırk iki yaşına basmıştı. Buna rağmeni hâlâ alımlı ve güzeldi. Görünüşüne dikkat eder, yüzme havuzundan bakım salonuna koşardı. Odasından çıktı, katın karşı tarafındaki Hikmet’in ofisine çalışanlara selam aceleyle yürüdü. Zaten ofisteki diğer çalışanlarca pek sevilmez, kendisi de bunu umursamazdı. Şişman eski sekreterinin suratsızlığına aldırmadan ve ona tek kelmie etmeden Hikmet’in kapısını çalıp içeri girdi.
- Nazlı Hanım buyrun.
Nazlı, Hikmetin karşısındaki koltuklardan birine oturdu.
- Seninki yine surat asıyor.
Hikmet gülümsedi.
- Ona yaptığını bana da yapsaydın, ben de surat asardım.
Nazlı, zoraki bir gülümsemeyle cavap verdi.
- Kızgın mısın, yoksa bana.
- Ben mi? Yo, bana bir şey yapmadın ki.Geçmişte ne yaşarsak yaşayalım işimi iyi yaptığın sürece benimle bir sorunun olmaz. Ofiste altında çalışanlarla aranda devamlı gerginlik yaratmana rağmen işini iyi yapıyorsun.
- Hikmet, beni sen terk etmiştin.
Nazlı, bugünkü dertlerini unutup Hikmet’le saatlerce eski defterleri konuşabilirdi ama Hikmet buna izin vermedi. çantasından sarı bir dosya çıkardı.
- Dedektifin raporu, dün akşam konuştuk.
Nazlı dosyayı aldı. Sayfalarını karıştırıp bir süre okudu. Yüzündeki endişe ifadesi dehşete dönüştü.
- Yusuf senden önce de zengin bir kadınla evlenmiş anlayacağın. Senden daha zengin, hatta benden de zengin. Kadın iki buçuk yıl önce öldürülmüş. Yusuf’u da araştırmışlar tabi. Pek bir şey çıkmamış.
- Ama…
Nazlı bir süre duraksadı. Ne diyeceğini bilemiyordu.
- Ama evlendiğimizde fakirdi. Eğer kadın zenginse…
Nazlı sustu. Hikmet ayağa kalktı, Nazlı’nın yanına geldi. Eliyle dokunarak Nazlı’nın sağ koluna omzunun hemen altındaki morlukları gösterdi.
- Bunları senden para koparmak için yaptı, değil mi? Kumar için.
- Onca parayı kumarda harcamış olabilir mi?
Hikmet gülümsedi. Nazlı’nın başındaki bela onu onu ilgilendirmiyor gibiydi. Yardım ediyor, ama umursamıyordu. Nazlı, ürpererek belki de bana tepeden bakmak için yardım ediyor diye düşündü.
- Her neyse, bu adam tehlikeli. Bana sorarsan bugün eve gitme. Bir iki hafta bir otelde yaşa. İzin işini ben hallederim. Nasılsa, Yusuf parasız kalınca bir açık verecektir.
- Peki, dedektif.
- Şimdilik parasını ben ödedim. Bu ayki maaşından verirsin. Hesap numarasını biliyorsun.
- Peki, dedi Nazlı. Daha fazla konuşmak istemiyordu. Ayağa kalktı., eteğini hafifçe düzeltti. Aceleyle odadan çıktı. Kimseyle konuşmadan odasına yürüdü. Paltosunu aldı ve mesai saatinin bitimini beklemeden dışarı çıkıt.
Ceyhun Çakar