Rss Feed

Düşünce Kutusu

Öykü,Şiir

Öykü: Adam ve Deniz ve… ve bir de (Bölüm 1)

13 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum

“Deniz sonsuza uzanıyor gibi”.

Adam denizi ilk gördüğünde de bunu düşünmüştü. Ve şimdi bundan yıllar sonra denizi gördüğü an yine bu düşünce düştü aklına. Denizi ilk gördüğü zaman daha -kaç yaşındaydı hatırlayamıyordu- çocuktu. O gün denizle arasında bir bağ oluşmuştu adeta. Bir şekilde -nasılını onun da bilmesi imkansızdı- deniz hayatında hep vardı. Hüzünlendiğinde hep denize gelirdi. Deniz ona şarkılar söyler onu teselli ederdi. Denizin şarkıları gariptir. Hepsi hüzünlüdür ama huzur verir. Huzur; bu adamın uzunca bir süredir aradığı yegane şeydi. Ve aradığı huzuru bulmak için yine denize geldi. Dalgaları yine şarkı söylerken buldu. En sevdiği şarkı. Hep yaptığı gibi gözlerini kapadı. Ve rüzgar şarkıyı onun kulağına fısıldadı. Öyleki bir an geldi bu dünya kadar eski bu şarkıyı ruhunun en derin yerinde hissetti. Güneş batmaktaydı ve deniz aşık bir kadın kadar güzeldi.

Adam denize doğru yürüdü, eski dostuna. Yorgundu. Hem de bir değil bin ömür yaşamış gibi. Hani canımız sıkıldığında, sevmediğimiz bir işi yapınca vakit geçmez ya, bir saat beş saat gibi gelir ya bu da öyle bir şeydi. Dostuna büyük bir saygıyla selam verdi. İçinde kırgın, hüzünlü bir sevinç vardı. Çünkü sonunda denize, dostuna, huzura kavuşabilmişti. Üç gün hiç uyumadan çalışılan bir sınavdan sonra duyulan sevinç gibi bir sevinçti bu. Adam denize doğru yürüdü ve dalgaların gelebildiği son noktada bir an durdu. Bu sınır hep sevmiştir, öyleki sanki dalgalar daha ileri, daha uzağa, insanlara ulaşmak için çırpınır gibidir. Ve ayaklarında bi serinlik hissetti. Ayaklarından bir virüs gibi vücuduna girip bütün benliğini bir anda saran bir serinlik. Bir adım daha attı ve dalgaların yumuşattığı kumların üzerine oturdu. Deniz adeta utangaç bir sevgili gibi ona dokunuyordu.

Ve o an yanında birinin daha oturduğunu farketti. Yanındaki bir kadındı. Öyleki hayatında gördüğü belki de gördüğü en güzel kadın. Ama bu kadının en belirgin özelliği herhangi biri olmasıydı. Yani sıradandı, hiçbir göze çarpan sıradışılığı yoktu. Peki ama o zaman onu bu denli güzel yapan şey neydi. Belki sıradan olmasıydı. Belki… adam da bilmiyordu bu güzelliğin kaynak ve de sebebini. Ama bir tek şey biliyordu ki bu kadını gördüğüne memnundu. Sebepsiz bir mutluluk ruhunu sararken bunlar geçmekteydi adamın kafasından. Kadın:

-Merhaba, dedi.

-Merhaba.

Belki bir dakika belki bir saat hiç bir şey söylemeden durdular. Bir rüya gibiydi bu an; adamın süreden emin olamaması bu yüzdendi. Sessizliği bozan yine kadın oldu.

-Garip değil mi? On beş dakkadır yan yana oturuyoruz ama kim olduğumu sormadın bile.

Adam o an geçen süreyi farketti. Ve kadına cevap verdi:

-Kim olduğunu biliyorum.

-Öyle mi? Kimim peki?

-Azrail.

-İnsanlar bana bir çok farklı isimle seslendi. Ama sen bana böyle hitap edebilirsin tabi. Ama açıkçası bana bu isimle hitap etmeni tercih etmem.

-Neden? Adın bu değil mi?

-Öyle ama, insan zihninde ölümle eşleştirilen bir isim.

-Haklısın galiba. Peki sana ne diye hitap edeyim istersin?

-Sen seç.

Bir süre düşündükten sonra, Adam:

-Derya, dedi.

-Güzel isim. Neden peki?

-Bana güzel şeyler hatırlatan, ya da doğru kelime “hissettiren” yegane kelime. İlk aşkımın ismi.

-Güzel isim…

Bir anlık sessizlikten sonra Derya -hikayenin devamında Azraile böyle hitap etmenin daha doğru olacağını düşündüm. Ne de olsa bu hikaye bu adamın hikayesi ve o ölüme bu ismi koydu- devam etti:

-Ama söylemeliyim ki çok karamsarsın. Dünyada çok güzel kelimeler var. Bütün dünyayı gezmiş biri olarak bunu söyleyebilirim.

-Birazdan ölüceğim düşünülürse karamsar olmam doğal değil mi?

-Öyle tabi.

Derya adamın gözünün içine baktı. Ta derinlerde bir yere. Sanki ona meydan okuyordu. Yalan söylediğini biliyorum der gibiydi. Bu bakıştan beklenmiyecek sakinlikte bir ses tonuyla:

-Ama asıl sorun bu değil, değil mi? dedi.

-Beni iyi tanıyorsun.

-İnsanları tanıyorum. Ve her ne kadar siz safça aksine inansanız da yalan söylemek konusunda pek başarılı değilsiniz.

Derya soru dolu bakışlarla ekledi:

-Eee…

-Eee ne?

-Asıl sorun ne?

-Sorunun ne olduğunu biliyorsun. Uzun bir süredir yanımdaydın. Seni görmesem de hissedebiliyordum. Yanımda ve zihnimde hep sen vardın.

-Öyle belki ama…

-Ama?

-Ama senden duymak istiyorum, senin kelimelerinle. Belki anlamam kolaylaşır.

-Boşver. Anlayıp da ne yapacaksın? Bütün bunların artık bir önemi yok. Zaten hepsi bir yığın saçmalık.

-Belki ama benim de seni dinlemekten başka yapacak işim yok ve bir şeylerden bahsetmemiz lazım, değil mi?

Bu soruyu öyle saf bakışlarla ve öyle tatlı bir gülümsemeyle sormuştu ki adam onu bu denli iyi tanımasına rağmen -sabahlara kadar zihninde onunla muhabbet etmişti- bir an için onun başka bir düşüncesi olmadığına gerçekten sadece muhabbet ettiğine inanacaktı. Ama ikisi de biliyordu ki bu basit bir muhabbet değildi. Ama adam bir an için adeta bu gülümsemenin etkisine girmiş ve her şeyi unutmuştu. Ama hemen kendine geldi ve:

-Tam da hayal ettiğim gibisin, dedi.

Derya onun konuyu değiştirmeye çalıştığını farketti. Hoş adam bunu o denli acemice yapmıştı ki farketmemek elde değildi. Ama şimdilik buna göz yumdu.

-Belki de beni böyle hayal ettiğin için böyleyimdir.

Adam bir şey demedi sadece ona bakıp gülümsemekle yetindi.Sustular bir süre sonra adam aklına bir şey gelmiş gibi birden:

-Sana bir şey sormak istiyorum ama nasıl soracağımdan emin değilim.

-Olduğu gibi sor, her zaman en iyisi budur.

Adam bir an durdu, sanki zihninde kelimeleri bir araya getirmeye çalışıyor gibiydi. Sonra:

-İnsanları en iyi sen tanıyor olmalısın. Onları en zayıf, en zavallı, en çaresiz anlarında görüyorsun. Yalanlarının onları artık koruyamayacağı yegane zamanda. Sence biz yaşam… yani… yaşamayı hak ediyor muyuz?

-Hayır, etmiyorsunuz.

Hikayenin Devamı

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Şiir : Ateştendir Sevdiğim

3 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Şiirlerim altında. 3 Yorum

Ateştendir sevdiğimin gözleri
İçin için yanan iki parça kor
Baktım mı sevdiğimin
Güzeller güzeli gözlerine
Canım yanar
Gözüme kor değmiş gibi

Ateştendir sevdiğimin elleri
Eli elime değdi mi
Yanarım için için
Kül olurum

Varsın olsun
Gözlerim dağlansın gözlerinle
Elin elime değsin yanayım
Yanıp da kül olayım
Savrulsun külüm rüzgarla
Bulutlara karışıp
Yağan yağmurla
Sevdiğim
Sana varayım

Varsın olsun ben yok olayım
Sevdiğimin yüzüne vuran
Yağmur damlasındaki serinlik olayım

A. Cihan ÇAKAR
3 Temmuz 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Şiir: Acı

3 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Şiirlerim altında. Yorum Yok

Nedendir bilinmez mutsuzluğum
Neden bu acı
Nerden geldi
Ne zamandır benle
Bilmiyorum
Bu acıyla dostluğumuz ne zamana dayanır
Hatırlamıyorum
Acıyla dost olunur mu deme
Başka kimsen yoksa
Olunur
Başka kimsem yok
Uzay boşluğunun ortasında
Yalnızım
Kafamın içinde bu acıyla baş başa
Boşlukta yüzdüğümü hissederek
Boşluğu hissederek
İçimdeki
Ve çevremdeki…
Ve bu acıyı hissederek
Yaşıyorum?..

A. Cihan ÇAKAR
3 Temmuz 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Beyazın Öyküsü (Kelime Oyunu: Renkler)

1 Temmuz 2008 yazar CeyhunCakar, Kelime Oyunu altında. 6 Yorum

Mutluydu beyaz, ayrıldığında güneşten
Ulaştı boş bir gezegene ulaştı sonunda
Ve çarptı bir su damlasına
Acılar içinde ayrıldı parçalara

Bir parçası maviydi.
Düştü denize.
Balıklar yüzsün diye

Bir parçası yeşil.
Orman oldu, yaşam verdi hayvanlara

Bir parçası sarı,
Korktu hastalıklara saklandı.

Ve kırmızı düştü insanın içine
Düşünce ve aşk olup yaktı onu.

Ceyhun Çakar

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Öykü: Çömlek Perileri (Bölüm 2)

1 Temmuz 2008 yazar CeyhunCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum

Safiye, başını önüne eğdi. Ayten çantasından bir şişe çıkarıp Safiye’ye uzattı.

“Fare zehiri kokar; hem kanıt da bırakır. Bunu kullan.”

Ayten’in şişeyi uzattığı eli Safiye’nin omzuna değdi. Ayten birkaç dakika duraksadı. Eli istemsizce genç kadının göğsüne indi. Safiye şişeyi alıp kendini parmaklıklardan geriye attı.

Daha fazla konuşmadılar. Ayten arkasını döndü ve yürümeye başladı. Safiye altı ay önce evden kaçtığında annesi Süheyla Hanım yoluyla çocukluğundan beri tanıdığı Hakkı Bey’e sığınmış; Hakkı Bey önce Safiye’yi bağrına basmasına rağmen Osman eve dadanınca kızı Ayten’in yalvarmalarına aldırmayıp Safiye’yi nazikçe kovmuştu. Ayten doktordu. Yaşı yirmi dokuz olmasına rağmen daha evlenmemiş; kendini işine adamıştı. Safiye’yle aynı odada kaldığı iki ay boyunca iki kadın bir birleriyle başkalarıyla konuşamadıkları şeyleri konuşmuşlar; Safiye evden kovulduğunda Ayten’in dünyası yıkılmıştı.

Safiye, Ayten gittikten sonra bir süre pencereden ayrılmadı. Parmaklıkların arkasından yüz metre ötede salıncakta sallanan on yaşlarında sarışın bir kız gördü. Elindeki şişeyle birlikte akşam yemeğini hazırlamak için mutfağa girdi.

Osman eve geldiğinde zir zurna sarhoştu. Saat gece üçü geçmişti. Zorlukla kapıyı açtı. Masada yemeğinin hazırdı. Bu kadın adam olacaktı. Yemekten sonra zorlukla ayağa kalkıp yatak odasına girdi. Yatağa girdi. Kendini kötü hissediyordu. Bu sırada gözü kırık aynanın üstündeki resme takıldı. Haydar Usta ortada ve daha gençti. Karısının zoruyla olacak resimdeki çırak ve kalfaların aksine takım elbise giymişti. İstanbul’dan kız almıştı ya kendini İstanbul Beyefendisi sanıyordu. Resmin sağındaki küçük oğlan çocuğuna; kendi çocukluğuna; baktı. Fotoğraf makinesine gülüyordu. Tabii ya Safiye ile annesi Süheyla Hanım makinenin başında fotoğrafçının başını şişiriyorlardı. Osman Safiye’ye gülümsüyor olmasına şaşırdı. Demek bir anlığına da olsa Safiye’yi sevmişti. Oysa fotoğrafın çekildiği o gün Haydar Usta’dan ve onun İstanbul özentisi ailesinden en çok nefret ettiği gündü.

Osman bozulmuş çamuru telaş ve korkuyla bitirmeye çalışırken Haydar Usta içeri girdi. Çocuğun yanına gelip işe yaramaz haldeki çamura baktı.

“Sana hiçbir işte güvenemeyecek miyim?”

Osman’a tüm gücüyle bir tokat attı. Tezgahtan yere düşen Osman ağlamaya başladı.

“Ne ağlıyorsun ulan.”

Haydar Usta ilkinden daha sert bir tokat daha attı.

“Yukarıda resim çektiriyoruz. Süheyla bütün kalfa ve çırakların resimde olmasını istiyor. Üstünü başını düzelt. Yukarıda tek gözyaşı istemiyorum.”
Osman, Haydar Usta’dan daha çok Safiye’den nefret ediyordu. Haydar Usta o kadar kılıbıktı ki evde karısının sözünden çıkmaz ve bu yüzden hıncını çıraklardan en çok da en küçükleri olan Osman’dan çıkarırdı. Safiye ise annesinin dizi dibinde çömleklerin içinde peri arıyordu.
Osman, fotoğraf çekmek için hazırlanırken öcünü bu kızdan almak için yemin etti. Safiye’nin elinden perilerini alacaktı. Yıllar sonra Haydar Usta karısından iki yıl sonra ölmek üzereyken; Osman kendisine yaptıklarının acısını kızından çıkaracağını söylüyor ve bu ona keyif veriyordu.

Osman yatakta titremeye başladı. Safiye uyanıktı. Bunun doğal olmadığını Safiye’nin bir şeyler çevirdiğini anlamış, kadının üzerine saldırmak istiyordu ama öylesine titriyordu ki bunu yapamıyordu. Safiye ayağa kalktı. İçeri gidip rakı şişesini getirdi. Osman yolun sonuna geldiğini anlamıştı. Resimde Safiye’ye gülümseyen küçük çocuğa daldı gözleri. Başka türlü olabilir miydi? Yatağın yanına gelen Safiye, Osman’ın ağzını açtı.

“Perilerimi geri istiyorum.” dedi.

Rakıyı Osman’ın ağzından içeri boşalttı.

Cenazeden birkaç gün sonra Safiye kapısının çalındığını duyunca şaşırdı. Kapıyı açtı. Ayten gülümseyerek Safiye’ye bakıyordu.

“Beni içeri almayacak mısın?”

Safiye durakladı. Birkaç saniye sonra Ayten’e elini uzattı. İçeri girip kapıyı kapadılar.

Ceyhun Çakar
28 Haziran 2007

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu