Öykü Şiir » Öykü: Çömlek Perileri (Bölüm 1)
Rss Feed

Düşünce Kutusu

Öykü,Şiir

Önceki: Şiir:Anlamalıyım Tüm Yazılarım Sonraki: Öykü: Cinayet İçin Mükemmel Bir Yer

Öykü: Çömlek Perileri (Bölüm 1)

1 Temmuz 2008 yazar Ceyhun  Çakar, Öykülerim altında. 2 Yorum

Kocası üstünde bir aşağı bir yukarı gidip gelirken, Safiye kırmızı geceliğiyle yatakta sırt üstü yatıyor; çürüklerle dolu bacaklarına kocasının verdiği acıyı hissetmemek için boyası dökülmüş duvarlara boş boş bakıyordu. Karısının kayıtsızlığını fark eden Osman, genç kadının çıplak karnına sert bir yumruk attı.

“Biraz cilve yapsana be kadın.”

Safiye’nin sesi çıkmaması Osman’ı iyice öfkelendirdi. Ayağa kalktı. Safiye’nin kasıklarına öyle bir tekme savurdu ki bu kez genç kadın çığlını tutamadı. Osman rahatlamıştı; giyinip evden ayrıldı. Safiye birkaç saat yataktan kalkmadı. Dün gece Osman’ın kırdığı aynada kendini parçalanmış yansımasını seyrediyor; ağlamamak için dişlerini sıkıyor ama gözyaşlarını durduramıyordu. Birden aynadaki kadın, neşeli bir kız çocuğuna dönüştü ve genç kadının bezgin yüzüne baktı.

“Safiye neden ağlıyorsun?”

Safiye, aynadan gelen bu sesi tanıyordu. Ayağa kalkıp geceliğini düzeltti. Elini aynanın kırıkları üzerinde gezdirirken yıllar öncesine gitti.

Bir çömlekçi dükkanının bodrumunda on üç yaşında bir kız çocuğu aynanın karşısında yaşıtı bir oğlan için süsleniyordu. Neşeli, yerinde duramayan kıpır kıpır bir çocuktu. Çömlekçi ustasının kızıydı. Çömleklerin içinde ele avuca sığmaz küçük periler yaşadığına ve onlar gibi ele avuca sığmazsa bu perilerin onunla tanışmak isteyeceklerine inanıyordu. Sonunda süslenmesini tamamladı ve koşturarak çömlek tezgahlarının bulunduğu odaya girdi. Tezgahlardan birinin başında Osman somurtarak oturuyordu. On dört yaşındaki bu çocuğun üstü başı çamur içindeydi. Küçük kız gülümsedi.

“Bugün hepimizin fotoğraflarını çekeceklermiş.”

Osman başını kaldırıp küçük kıza baktı.

“Fotoğraf ne ki Safiye?”

“Annem anlattı. Kocaman bir makinesi varmış. Düğmesine basınca makine resmimizi yapıyormuş. Geleceksin değil mi?”

Osman başını önüne eğdi. Tezgahın pedallarını tüm gücüyle çevirip önündeki işe çömleği şekillendirmeye başladı. Safiye başını çamur halindeki çömlekle Osman’ın arasına soktu. Osman’ın asık suratına aldırmadan kıkır kıkır gülüyordu.

“Yoksa benden sıkıldın mı? Ama ben seni çok seviyorum. Lütfen gel olur mu?”

Safiye sözünü bitirir bitirmez Osman’ın kızaran yüzüne aldırmadan inandığı küçük çömlek perileri gibi hoplaya zıplaya atölyeden dışarı çıktı. Osman önündeki çömleğe baktı; bozulmuştu.

Safiye kapının çalmasıyla çocukluğundan geri döndü. Bir mendille gözyaşlarını sildi. Aynanın başından kalktı; kapının yanına gitti.

“Kim o.”
“Benim Ayten.”
“Ayten sen misin? Osman kapıyı çıkarken kilitlemişti. Pencereye gel. Oradan konuşalım.”

Ayten kapının biraz ötesindeki demirli pencerenin önüne geldi. Şehir dışında müstakil bir evdi burası. Bu mevsimde çevrede kimse olmazdı. Safiye pencerenin parmaklıkları arkasında belirdi.

“Bağışla Ayten; seni içeri alamıyorum.”
“Önemli değil. Kaçıp bize geldiğinde…”
“Osman çok canınızı sıkmıştı. Çok mahcubum.”
“Boş ver şimdi o hayvanı. O gün bana söylediklerinde ciddi miydin?”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu
Önceki: Şiir:Anlamalıyım Tüm Yazılarım Sonraki: Öykü: Cinayet İçin Mükemmel Bir Yer

2 Yorum

gravatar

rümeysa  on 27 Mayıs 2008

çok igrenç böyle saçma hikaye duymadım

gravatar

yazıruhu  on 5 Haziran 2008

Aslında konu güzel ama sani eksik yerler var.Eğer bu konuya biraz detay katılırsa rahatlıkla 250 sayfalık bir kitap çıkar piyasaya.
Son- Zayıf biraz, birden bırakmışsınız bu durumda sanki kopukluk olmuş.

Konular güzel ama.

Bende çok biliyor gibi yazdım. Eleştiri olmayınca sanki yarım kalıyor herşey.Lütfen alınmayın olur mu?

Hoşçakalınız.

Yorumla