Rss Feed

Düşünce Kutusu

Öykü,Şiir

Yazara göre arşiv

Şiir:Anlamalıyım

22 Ağustos 2008 yazar CihanCakar, Şiirlerim altında. 3 Yorum

Öğrenmeliyim
Daha da önemlisi
Anlamalıyım
Hayatı
Daha da önemlisi
İnsanları -insan olmayı-
Ancak o zaman huzur bulabilirim
Kış vakti deniz kenarında yürümeye benzer bir huzur
Ama daha büyüğü
Ya da gecenin üçünde dördünde
Hani tek bir ses bile yokken gecede
Ölüm sessizliğinde
Birden esen serin rüzgarı
Gözleri kapalı karşılamak gibi bir huzur
Hem de daha da güzeli
Ama yorgunum
Deli gibi hem de
Hiçbir şey yaşamadın ki diyeceksin
Doğru
Ama hiçbir şey yaşamadan da yorulmak mümkünmüş demek
Çünkü yorgunum
Hem de bin yıl yaşamış bir insan kadar
Bir ömür çarmış kalp kadar yorgunum
Anlayamayacak kadar yorgunum
İnsanları

A. Cihan Çakar
22 Ağustos 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Fıkra: Sazan

14 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Fıkra altında. 1 Yorum

Nasreddin Hoca bir gün Akşehir gölüne balık tutmaya gitmiş. Balık tutmayı ilk defa gittiğinden nasıl yapılır bilmezmiş. Bakmış diğerleri oltayı denize atarlar o da oturmuş gölün başına oltasına yem takmadan atmış oltayı göle. Başlamış beklemeye. Bekle bekle balık yok. Hocayı gören diğer balıkçılardan biri anlamış ki Hoca bilmez bu işi Hocayla alay etmek için demiş ki:

-Ya Hoca sen böyle oltayı atmış göle beklersin ama hiç yemsiz oltaya balık gelir mi?

Hoca anlamış ki yanlış iş yapıyor. Ama  bozuntuya vermek de olmaz şimdi. Adama dönüp hemen cevap vermiş Hoca:

-Valla memlekette sazan bol. Bak sen mesela hiç alakan yokken benim balık tutmama karıştığına göre elbet benim boş oltama da atlayacak bir sazan çıkar.

A. Cihan ÇAKAR

(Not:Fıkra orijinal Nasreddin Hoca fıkrası değil, benim yazdığım bir fıkradır. Bu fıkrada Nasreddin Hoca sadece karakter olarak kullanılmıştır.)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Şiir: Oyun

14 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Şiirlerim altında. 2 Yorum

Zihnim onun oyun yeridir,
Duygularım, düşüncelerim
oyuncakları
Oynar durmadan
dinlenmeden
sabahtan akşama
Oynar bir çocuk gibi mutlu,
bir çocuk gibi gülerek
oynar
eğlenerek
Bense,
bir oyuncak bebek gibi,
her oyuncak bebek gibi
hüzünlü
yerden yere vurulmanın hüznü
değil
bazen bir kenara atılmanın hüznü

O,
kırar döker
bazen
ee… oyun ne de olsa
onun kırdığı camların kırıkları
ruhuma batar
O ise,
bir çocuk gibi umursamaz
Ve o,
suçlu bakışlarını yere dikip de
karşımda durdu mu
Ve o gözlerime baktı mı
masumca
hemen affettirir kendini
Ve başlar
yeni bir oyuna

Zihnim oyun yeridir onun
bazen kırıp dökse de
bazen can yaksa da
mühim değil
varsın olsun
yeter ki
O, hep içimde,
hep yanımda,
zihnimde olsun.

A. Cihan Çakar
12 Temmuz 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Öykü: Adam ve Deniz ve… ve bir de (Bölüm 2)

14 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Öykülerim altında. 2 Yorum

-Güzel. En azından birazdan dünya daha adil bir yer olucak.

-Yanılıyorsun bence. En azından…

Bir an sustu

-En azından sen yaşamın değerini, onun hak edilmesi gereken bir şey olduğunu biliyorsun.

-Ama onu hak edemedim değil mi?

-Yaşadığının farkındasın ama.

Adam birden ve büyük bir sinir ve heyacanla:

-Saçma ben hiç yaşamadım, dedi.

Bu çıkışı kendisini bile şaşırtmıştı. Derya onun devam etmesine izin vermedi ve hızla konuşmaya başladı:

-O zaman yaşamadığının farkındasın.

Derya oldukça heyecanlıydı. Bu konu üzerine çok düşündüğü belliydi. Gözlerinin içinde bir an bir kıvılcım parladı ve söndü. Ve Derya sözüne devam etti:

-Oysa insanlar… oysa insanlar bir kaya kadar ahmaklar. Kaya da vardır ama var olduğunu bilmez. Var olmayı değerli kılan var olduğunun farkında olmaktır. Oysa insanlar değil var olmanın değerini bilmek; daha var olduklarının farkında bile değiller. Bu yüzdendir ki insan denen mahlukatın gözümde bir kayadan farkı yok.

-Benim farkında olmam da pek bir şeyi değiştirmedi, değil mi. Ben de yaşamayı beceremedim sonuçta.

-En azından denedin.

-Denedim…

Adam bir an adeta kafasının içindeki anıların hücumuna uğradı. Ve devam etti:

-Hem de her şeyi denedim, her şekilde denedim ama olmadı, beceremedim.

Derin bir nefes aldı ve ekledi:

-Ben… sadece…aslında… sadece, yaşamayı beceremedim.

Haftalardır, aylardır, yıllardır kafasında dönen düşünceyi sonunda -ilk defa- kelimelere dökmüştü. İçinde bunun rahatlığını hissetti. Sanki gırtlağına bir şey takılmış da nefes alamıyormuş gibiydi, şimdi öksürüp bu düşünceyi kusmuş ve sonunda nefes alabilmişti. Nefessiz kalan her insan gibi nefes almanın değerini anlamış -sürekli nefes aldığımızdan bunun çoğunlukla farkına varmayız- ve yeniden nefes alabilen her insan gibi havayı ciğerlerine doldurmuş ve bunun zevkine varmıştı.

Kafasını kaldırıp ufka baktığında güneşin suya değdiğini gördü. Kıpkırmızıydı güneş. Gökyüzündeyse Tanrı’nın yarattığı bütün renkler vardı.

-Hazırım.

Derya onun gözlerinin içine baktı ve hüzünlü bir umutla sordu?

-Bunu yapmak istediğine emin misin? Biliyorsun ki yapmak zorunda değilsin. Hayat ve bu dünya senin hayallerindeki kadar güzel olmasa da yine de yaşamaya değicek kadar güzel.

Hayalleri geldi adamın aklına. Boş ve anlamsız; ama güzel…

-Anlamıyorsun, değil mi dedi. Sıradan bir insan eğer sıradan olduğunun farkındaysa yaşayamaz.

-Kendinin farkında olan biri nasıl sıradan olabilir.

-Olabilir.

-O zaman olma!.. değiş! Farkında olduğun şeyi değiştirebilirsin de.

-Denedim. Hem de defalarca… ama… olmadı, kendi kısır döngülerimi kıramadım.

Bir an durdular. Adamın hayatıyla ilgili bu koca itirafı, bu koca gerçeği, bu acı gerçeği sirdirdiler bir süre. Adamı anlamıştı Derya. Hem de çok iyi. Bir süre ne diyeceğine karar veremedikten sonra Derya:

-Bu lafı daha önce de duymuştum, dedi ve devam etti;

-Bir arkadaşım vardı o da aynı şikayetten muzdaripti. Ama o sebebini de biliyordu.

-Neyin?

-Kısır döngülerin niye bu kadar güçlü, niye bu kadar kırılamaz olduğunu.

-Niyeymiş?

-Çünkü bir kısır döngü içindeysen her ne kadar hep aynı şey olsa da; ne olacağını bilirsin. Çünkü daha önce yaşamışsındır. Bilinmezlikten duyulan korku… kısır döngüleri güçlü kılan bu.

-Eee… arkadaşın kırabildi mi bari bu çemberi?

-Kırdı.

-Nasıl peki?

-Geceydi. Bir falezin başında durmuş aşağı bakıyordu. Her yer zifiri karanlık. Deniz sudan değil ziftten oluşmuş gibiydi. Metrelerce aşağıda deniz kayaları dövüyor. Tabi aşağıdaki denizin derinliği seçilemiyordu, denizin altındaki kayalar görülmüyordu. Niyetini, aklından geçeni bildiğimden onu uyardım; “eğer atlarsan kayalara çarpıp parçalanabilirsin” dedim. O bana ne dedi biliyor musun? “ya da parçalanmam. Ama her halukarda suyun serinliğini yüzümde hissedeceğim. Yaşamak da bu işte; suyun serinliğini yüzünde hissetmek. Eğer seni kıskacına almış kısır döngülerden kurtulmak istiyorsan; yaşamak, ama gerçekten yaşamak istiyorsan gözlerini kapamalı ve kendini boşluğa bırakmalısın”.

Göz göze geldiler.

-Teşekkür ederim, dedi adam.

Teşekkür ediyordu çünkü bu güzel kadın anlamasını sağlamıştı. Bir an düşündükten sonra devam etti:

-Eee nooldu peki arkadaşına.

-Şey… onunla tanışmamıza bu atlayışı vesile oldu diyelim.

Birbirlerine bakıp, gülümsediler. Sonra da bu durumda gülebilmelerine şaşırdılar.

Ufka baktı adam. Ve güneşin artık gözden kaybolmak üzere olduğunu gördü. Adam:

-Bak güneş üstünü denizle örtüyor. O güneş ki dünyadan önce de vardı ve her şeyi gördü dünyada olan, insanlığın bütün maceralarına tanıklık etti. Hani tabloya çok yakından bakarsan anlayamazsın ya, uzaktan bakman gerekir: Güneş uzaktan baktı dünyaya ve gördü her şeyi ve anladı tabi. Ve bunun yorgunluğu var tabi üstünde. Kim bilir ne kadar yorgundur. Ama ertesi gün yine doğabiliyorsa demek ki gittiği yer de huzuru bulabiliyor, dinlenebiliyor. Orada bütün bu acıyı en baştan yaşamasına değecek bir şeyler var demek ki. Orayı ben de görmek isterim. Üstümü denizle örtmek ve… ve… bilmiyorum. Belki orada biraz huzur bile bulurum, dedi ve devam etti Adam:

-Hazırım artık: Gözlerimi kapayıp kendimi boşluğa bırakmaya hazırım.

İkisinin gözleri adamın elindeki tabancada birleşti.

Adamın saçını okşadı Derya. Ve kulağına fısıldadı:”umarım aradığın huzuru bulursun”.

Adam silahı şakağına dayadı. Bir an durdu. Hayatını ve onu bu noktaya getiren uzun ve yorucu yolu düşündü ve tetiği çekti. Silahı dayadığı yerde bir sıcaklık hissetti. Sonra vücuduna yayıldı bu sıcaklık. Silahın patladığını ancak böyle anladı. Çünkü ne canı yanmış ne de patlamayı duymuştu. Hatta inanılmaz bir sessizlik vardı. Korkutucu bir sessizlik. Sadece dalga sesleri duyuluyordu. Denizin şarkısı. En sevdiği şarkı. Bir an kaskatı kesildikten sonra başı Derya’nın dizine düştü. Bir dalga geldi o an ve yüzünde suyun serinliğini hissetti. Ruhunu kucaklayan bir serinlik. Ufka baktı adam. Güneş kaybolmuştu artık. Gökyüzünde Tanrı’nın yarattığı bütün renkler vardı. Deniz aşık bir kadın kadar güzeldi ve deniz sonsuza uzanıyor gibiydi.

A. Cihan ÇAKAR

13 Temmuz 2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu

Öykü: Adam ve Deniz ve… ve bir de (Bölüm 1)

13 Temmuz 2008 yazar CihanCakar, Öykülerim altında. 1 Yorum

“Deniz sonsuza uzanıyor gibi”.

Adam denizi ilk gördüğünde de bunu düşünmüştü. Ve şimdi bundan yıllar sonra denizi gördüğü an yine bu düşünce düştü aklına. Denizi ilk gördüğü zaman daha -kaç yaşındaydı hatırlayamıyordu- çocuktu. O gün denizle arasında bir bağ oluşmuştu adeta. Bir şekilde -nasılını onun da bilmesi imkansızdı- deniz hayatında hep vardı. Hüzünlendiğinde hep denize gelirdi. Deniz ona şarkılar söyler onu teselli ederdi. Denizin şarkıları gariptir. Hepsi hüzünlüdür ama huzur verir. Huzur; bu adamın uzunca bir süredir aradığı yegane şeydi. Ve aradığı huzuru bulmak için yine denize geldi. Dalgaları yine şarkı söylerken buldu. En sevdiği şarkı. Hep yaptığı gibi gözlerini kapadı. Ve rüzgar şarkıyı onun kulağına fısıldadı. Öyleki bir an geldi bu dünya kadar eski bu şarkıyı ruhunun en derin yerinde hissetti. Güneş batmaktaydı ve deniz aşık bir kadın kadar güzeldi.

Adam denize doğru yürüdü, eski dostuna. Yorgundu. Hem de bir değil bin ömür yaşamış gibi. Hani canımız sıkıldığında, sevmediğimiz bir işi yapınca vakit geçmez ya, bir saat beş saat gibi gelir ya bu da öyle bir şeydi. Dostuna büyük bir saygıyla selam verdi. İçinde kırgın, hüzünlü bir sevinç vardı. Çünkü sonunda denize, dostuna, huzura kavuşabilmişti. Üç gün hiç uyumadan çalışılan bir sınavdan sonra duyulan sevinç gibi bir sevinçti bu. Adam denize doğru yürüdü ve dalgaların gelebildiği son noktada bir an durdu. Bu sınır hep sevmiştir, öyleki sanki dalgalar daha ileri, daha uzağa, insanlara ulaşmak için çırpınır gibidir. Ve ayaklarında bi serinlik hissetti. Ayaklarından bir virüs gibi vücuduna girip bütün benliğini bir anda saran bir serinlik. Bir adım daha attı ve dalgaların yumuşattığı kumların üzerine oturdu. Deniz adeta utangaç bir sevgili gibi ona dokunuyordu.

Ve o an yanında birinin daha oturduğunu farketti. Yanındaki bir kadındı. Öyleki hayatında gördüğü belki de gördüğü en güzel kadın. Ama bu kadının en belirgin özelliği herhangi biri olmasıydı. Yani sıradandı, hiçbir göze çarpan sıradışılığı yoktu. Peki ama o zaman onu bu denli güzel yapan şey neydi. Belki sıradan olmasıydı. Belki… adam da bilmiyordu bu güzelliğin kaynak ve de sebebini. Ama bir tek şey biliyordu ki bu kadını gördüğüne memnundu. Sebepsiz bir mutluluk ruhunu sararken bunlar geçmekteydi adamın kafasından. Kadın:

-Merhaba, dedi.

-Merhaba.

Belki bir dakika belki bir saat hiç bir şey söylemeden durdular. Bir rüya gibiydi bu an; adamın süreden emin olamaması bu yüzdendi. Sessizliği bozan yine kadın oldu.

-Garip değil mi? On beş dakkadır yan yana oturuyoruz ama kim olduğumu sormadın bile.

Adam o an geçen süreyi farketti. Ve kadına cevap verdi:

-Kim olduğunu biliyorum.

-Öyle mi? Kimim peki?

-Azrail.

-İnsanlar bana bir çok farklı isimle seslendi. Ama sen bana böyle hitap edebilirsin tabi. Ama açıkçası bana bu isimle hitap etmeni tercih etmem.

-Neden? Adın bu değil mi?

-Öyle ama, insan zihninde ölümle eşleştirilen bir isim.

-Haklısın galiba. Peki sana ne diye hitap edeyim istersin?

-Sen seç.

Bir süre düşündükten sonra, Adam:

-Derya, dedi.

-Güzel isim. Neden peki?

-Bana güzel şeyler hatırlatan, ya da doğru kelime “hissettiren” yegane kelime. İlk aşkımın ismi.

-Güzel isim…

Bir anlık sessizlikten sonra Derya -hikayenin devamında Azraile böyle hitap etmenin daha doğru olacağını düşündüm. Ne de olsa bu hikaye bu adamın hikayesi ve o ölüme bu ismi koydu- devam etti:

-Ama söylemeliyim ki çok karamsarsın. Dünyada çok güzel kelimeler var. Bütün dünyayı gezmiş biri olarak bunu söyleyebilirim.

-Birazdan ölüceğim düşünülürse karamsar olmam doğal değil mi?

-Öyle tabi.

Derya adamın gözünün içine baktı. Ta derinlerde bir yere. Sanki ona meydan okuyordu. Yalan söylediğini biliyorum der gibiydi. Bu bakıştan beklenmiyecek sakinlikte bir ses tonuyla:

-Ama asıl sorun bu değil, değil mi? dedi.

-Beni iyi tanıyorsun.

-İnsanları tanıyorum. Ve her ne kadar siz safça aksine inansanız da yalan söylemek konusunda pek başarılı değilsiniz.

Derya soru dolu bakışlarla ekledi:

-Eee…

-Eee ne?

-Asıl sorun ne?

-Sorunun ne olduğunu biliyorsun. Uzun bir süredir yanımdaydın. Seni görmesem de hissedebiliyordum. Yanımda ve zihnimde hep sen vardın.

-Öyle belki ama…

-Ama?

-Ama senden duymak istiyorum, senin kelimelerinle. Belki anlamam kolaylaşır.

-Boşver. Anlayıp da ne yapacaksın? Bütün bunların artık bir önemi yok. Zaten hepsi bir yığın saçmalık.

-Belki ama benim de seni dinlemekten başka yapacak işim yok ve bir şeylerden bahsetmemiz lazım, değil mi?

Bu soruyu öyle saf bakışlarla ve öyle tatlı bir gülümsemeyle sormuştu ki adam onu bu denli iyi tanımasına rağmen -sabahlara kadar zihninde onunla muhabbet etmişti- bir an için onun başka bir düşüncesi olmadığına gerçekten sadece muhabbet ettiğine inanacaktı. Ama ikisi de biliyordu ki bu basit bir muhabbet değildi. Ama adam bir an için adeta bu gülümsemenin etkisine girmiş ve her şeyi unutmuştu. Ama hemen kendine geldi ve:

-Tam da hayal ettiğim gibisin, dedi.

Derya onun konuyu değiştirmeye çalıştığını farketti. Hoş adam bunu o denli acemice yapmıştı ki farketmemek elde değildi. Ama şimdilik buna göz yumdu.

-Belki de beni böyle hayal ettiğin için böyleyimdir.

Adam bir şey demedi sadece ona bakıp gülümsemekle yetindi.Sustular bir süre sonra adam aklına bir şey gelmiş gibi birden:

-Sana bir şey sormak istiyorum ama nasıl soracağımdan emin değilim.

-Olduğu gibi sor, her zaman en iyisi budur.

Adam bir an durdu, sanki zihninde kelimeleri bir araya getirmeye çalışıyor gibiydi. Sonra:

-İnsanları en iyi sen tanıyor olmalısın. Onları en zayıf, en zavallı, en çaresiz anlarında görüyorsun. Yalanlarının onları artık koruyamayacağı yegane zamanda. Sence biz yaşam… yani… yaşamayı hak ediyor muyuz?

-Hayır, etmiyorsunuz.

Hikayenin Devamı

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

EkleBunu RSS Ekle Butonu